Anadolu’da güz yaklaştığında hep aynı görüntülere rastlamak mümkündür. Yaz sonlarına doğru harmandan kalkılınca kışlık yiyeceklerin tatlı bir telaşı başlar. Tatlı dedim çünkü, bu işler genelde komşularla birlikte ve çoğunlukla aynı emsal gençler tarafından yapılır. Dibek dövme de bunlardan birisidir.
Harmandan kalkılınca, mahsuller yerli yerine yerleştirilir. Sıra kış hazırlığını tamamlamak üzere mutfak ihtiyaçlarına gelmiştir. Hemen buğdaylar yıkanır, unluk ayrı, bulgurluk ayrı, keşkek ayrı, hamur işleri ayrı ve hatta tarhana için ayrı ayrı hazırlıklar yapılır. Harmanın toz duman içindeki koşuşturması bitmiştir ve bu tatlı çalışmaya sıra gelmiştir.
Özellikle hasadın bittiği Eylül başında. Harman sonu çıkarılan buğday suyun bol olduğu ve akımın iyi olduğu bir derede yıkanır. Yıkanan buğday harmanlarda veya dere kenarlarında kurulan büyük bakır kazanlarda kaynatılır.
Yenebilecek duruma gelecek kadar kaynatılan buğdaya artık “hedik” denir. Genellikle hedik sermek için geniş damlar veya düz alanlar kullanılır. Hedik, büyük kilimler veya kıl çadırların üzerine serilerek kurutulur. Hasadı bereketli olan evler on iki on üç kazan hedik kaynatırlar.
Kuruyan “hedik” artık “bulgur” olmuştur. Kabuğundan ayrılması gerekir. Damlarda taştan yapılmış “soku”ların içerisinde tokmakla bu bulgur dövülür. Bulgur sokuda dövülmeden önce tekrar ıslatılır. Sebeb bulgurun dövülürken ezilmesini önlemek ve sokudan dışarıya sıçramasını engellemek.. Dövülen bulgurun kabuğu tamamen ayrılır. Daha sonra sokudan çıkarılan bu bulgur bir kere daha serilerek kurutulur. Kuruyan bulgur rüzgârlı bir havada savrularak kepeğinden ayrılır. Savrulduktan sonra da eleklerde elenerek çöplerden arındırılır. Elenen bu bulgur daha sonra değirmene götürülerek tamamen yenecek şekilde bulgur yapılır. Çıkan bu bulgur üç şekilde olmaktadır. Bunun en ufağına; unsu şekilde olanına “pıtpıtı” denir. Pıtpıtının bir boy büyüğüne “düğür”, düğürün de bir boy büyüğüne “bulgur” denir.
Haber: Haber Merkezi