SON DAKİKA
hava

Nepotizm

Son Güncelleme :

24 Mart 2026 - 14:05

/ 25 views kez okundu.
reklam
Nepotizm
reklam

Bu yazıda biraz bam teline dokunalım; asırlık hataların dededen toruna nasıl devam ettiğini görelim.

Hz. Osman, Raşid halifelerin üçüncüsü, Efendimizin damadı ve halasının torunu, Emevî ailesine mensup bir sahabeydi. Allah rahmet eylesin.

Hz. Osman’da aile taassubu biraz ağır basmıştı. Halife olduktan sonra öyle ki, Peygamber tarafından sürgün edilen amcası Hakem bin Ebî’l-Âs ve oğlu Mervan bin Hakem’i, Peygamber’in sürgün etmesine rağmen, cezasını ödetip halifenin af yetkisini kullanarak geri getirmesi, fitnenin ilk ateşini yaktı.

Hakem bin Ebî’l-Âs neden kovuldu? Açık kaynakların çoğunda yer almayan bu ve benzeri birçok bilgi, bugün bile ümmet içinde esen fitne rüzgârlarıyla, hayat denizinde yol almaya çalışan genç beyinlerin yelkenlerini dolduruyor.

Bu kişi, Efendimizi taklit eden, evini gözetleyen, özel konuşmaları gizlice dinleyip ifşa eden davranışlar sergiledi. Efendimiz de onu Taif’e sürgün etti.

Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer zamanında, Hz. Osman onun geri getirilmesi için çok uğraştı; ancak kabul görmedi. Kendi halifeliği döneminde ise “Peygamber sağken affetmişti.” diyerek 100.000 dirhem cezayı ödeyip geri getirdi.

Fitne ateşlendi. Hz. Osman, akraba kayırmacılığına kendi yakınlarını vali atayarak devam etti.

Sözü, neslinden olan ve isminden dolayı ümmetin dualarından nasip alamayan II. Muaviye’ye bırakalım.

II. Muaviye (r.a.), o zamanki tebaaya şöyle hitap etti:

“Vallahi size halife olmanın tadını alamadım. Bu işin günahını da yüklenemem.”

Sonra minbere çıktı ve şöyle dedi:

“Ey insanlar! Dedem Muaviye, bu işin ehli ve Peygamber’e (s.a.v.) yakınlığından dolayı bu işe kendisinden daha layık olan Ali bin Ebî Talib’e karşı savaştı ve bildiğiniz şeyi size yükledi. Nihayet ölüm ona yetişti. Şimdi kabrinde günahlarının rehini ve hatalarının esiridir.

Sonra bu işi babam aldı. Hâlbuki o da bu işin ehli değildi. O da kendi arzusuna uydu; ihtirası onun önüne geçti ve ecel onu yakaladı. Şimdi o da kabrinde günahlarının rehini ve suçlarının esiri oldu.”

Bunu söyledikten sonra ağladı.

Babasının ve dedesinin günahını torunu ifşa edip itiraf ederken, biz o günah yelkenine hangi bilgiyle rüzgâr vuruyoruz? Soru ortada.

O zaman yakılan fitne ateşinin Ehl-i sünnet tarafı böyleyken, Şia’da durum nasıl? Orada da aynı.

İran’da Nadir Şah döneminde, mezhepler arası çatışmanın önlenmesi için girişimlerde bulunuldu. Bu dönemde, Şii ve Sünni din adamları arasında birlik için toplantılar yapıldığı; Şiilerin sahabeye hakaret etmeyeceklerini, dört halifeyi sırasına göre kabul edeceklerini ve muta nikâhını haram sayacaklarını beyan ettikleri aktarılmaktadır. Ayrıca Şiiliğin Osmanlılar tarafından beşinci hak mezhep olarak kabul edilmesi için girişimlerde bulunulmuştur. Ancak Nadir Şah’ın bir suikast sonucu öldürüldüğü görülmektedir.

Her iki tarafta da fitnenin çözümüne yönelik atılan adımların çoğu baltalanmıştır.

Nepotizm ayrıcalığıyla yakılan fitne ateşini kim söndürmeye çalıştıysa bedelini canıyla ödemiş, katiller ise ateşi harlamıştır.

Bugün İslam toplumlarında, İran–ABD–İsrail gerilimleri üzerinden “İran’a iyi oluyor” diyenler, bu fitne ateşine odun taşımaktan başka bir şey yapmamaktadır.

Rahmet olsun sahabeye, Ehl-i Beyt’e; rahmet olsun II. Muaviye’ye, Ömer bin Abdülaziz’e; rahmet olsun Türk hakanı Nadir Şah’a.

Umarım anlayarak okursunuz.

reklam

YORUM ALANI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.