
Erzincan’dan yola çıkan 5 kişilik motosiklet ekibinin Munzur Dağları’nın yüksek kesimlerindeki yaklaşık 2 bin 900 metre rakımlı Karagöl’e gerçekleştirdiği zorlu yolculuk, kentin motorlu doğa sporları ve macera turizmi açısından sahip olduğu büyük potansiyeli bir kez daha ortaya koydu.
Erzincan’dan yola çıkan 5 kişilik motosiklet ekibinin Munzur Dağları’nın yüksek kesimlerindeki yaklaşık 2 bin 900 metre rakımlı Karagöl’e gerçekleştirdiği zorlu yolculuk, kentin motorlu doğa sporları ve macera turizmi açısından sahip olduğu büyük potansiyeli bir kez daha ortaya koydu. Saatler süren sürüş boyunca kayalık geçitleri, kaybolan patikaları ve dik yamaçları aşan ekip, yolculuk sırasında boz ayılar ve şamua keçileriyle de karşılaştı. Karagöl ve Çiniligöl manzarasına ulaşmayı başaran ekip, dönüş yolunda da zorlu geçişleri aşarak güvenli şekilde Kemah’a döndü.
Erzincan, yüksek dağları, derin vadileri, yaylaları, doğal gölleri, ormanlık alanları ve birbirinden farklı arazi yapılarıyla doğa sporları açısından dikkat çeken kentler arasında yer alıyor.
Kentte özellikle dağcılık, trekking, kampçılık, foto safari ve çeşitli outdoor faaliyetlerin yanı sıra motorlu doğa sporları açısından da değerlendirilebilecek çok sayıda doğal güzergâh bulunuyor.
Bu potansiyelin en dikkat çekici örneklerinden biri ise Munzur Dağları’nın yüksek kesimlerine gerçekleştirilen zorlu motosiklet rotası oldu.
Erzincan’dan yola çıkan 5 kişilik motosiklet ekibinin gerçekleştirdiği Karagöl yolculuğu, bir motosiklet gezisinin ötesine geçerek bölgenin enduro, adventure motosiklet, off-road ve motorlu macera turizmi açısından ne kadar elverişli olduğunu ortaya koydu.

Macera sabaha karşı başladı
Cansel Atila, Recep Sulu, Ümit Atabey, Ali Dağhan Emren ve Necmi Mengüç’ten oluşan 5 kişilik ekip, 20 Eylül Pazar günü saat 02.30 sıralarında Erzincan’dan hareket etti.
Motosikletlerini araçlarına yükleyen ekip, ilk olarak Kemah ilçesine doğru yola çıktı.
Kemah’ta daha önceden belirlenen noktaya ulaşan motosikletliler, araçlarını burada bırakarak motosikletlerini indirdi.
Kısa bir kahvaltının ardından hazırlıklarını tamamlayan ekip, saat 06.00 sıralarında beş motosikletle birlikte Karagöl istikametine doğru hareket etti.
Ekip için hedef belliydi:
Munzur Dağları’nın yüksek kesimlerinde bulunan Karagöl’e motosikletlerle ulaşmak.
Ancak önlerinde sıradan bir stabilize yol bulunmuyordu.
Yaklaşık 2 bin 900 metre rakıma kadar yükselen, bazı bölümlerinde patikanın dahi kaybolduğu, taşlık ve keskin kayalıkların hakim olduğu son derece zorlu bir arazi onları bekliyordu.
Tan köyü üzerinden dağlara doğru ilerlediler
Motosikletliler, Kemah ilçesine bağlı Tan köyü üzerinden yaylacılar tarafından kullanılan stabilize yolu takip ederek ilerledi.
Keşiş Gölü bölgesine kadar ulaşan ekip, ana güzergâhtan ayrıldıktan kısa süre sonra doğanın sürpriziyle karşılaştı.
Bu kez karşılarında bir boz ayı vardı.
Yaklaşık 60-75 metre mesafede görülen boz ayı, motosikletlerin sesini duyduktan sonra bölgeden uzaklaştı.
Motosikletliler, ayıyı drone ile görüntülemek istedi ancak boz ayı kısa süre içerisinde gözden kayboldu.
Bu karşılaşma, yolculuğun yalnızca bir motosiklet macerası olmadığını da gösterdi.
Ekip, ilerledikleri coğrafyanın aynı zamanda yaban hayatının doğal yaşam alanı olduğunun farkında olarak yolculuğunu sürdürdü.
2 bin 900 metre rakımda şamua keçileriyle karşılaştılar
Yolculuğa devam eden ekip, yaklaşık 2 bin 900 metre rakımda bulunan ve bir hafta önce gerçekleştirdikleri denemede motosikletlerinden birinin arıza yaptığı bölgeye ulaştı.
Burada verilen mola sırasında bu kez Munzur Dağları’nın önemli yaban hayatı unsurlarından şamua keçileri görüldü.
Dağların yüksek kesimlerinde yaşayan şamua keçileri, ekibin yolculuğuna farklı bir anlam kattı.
Saat 08.30 sıralarında yeniden hareket eden motosikletliler, artık rotanın en zorlu bölümlerine doğru ilerlemeye başladı.
Haritadaki yol arazide yoktu
Ekibin yola çıkmadan önce yaptığı planlamada güzergâh haritalar üzerinden incelenmişti.
Ancak arazide karşılaşılan manzara, haritalardaki görüntüden oldukça farklıydı.
Haritada yol olarak görünen bazı bölümlerde belirgin bir güzergâh bulunmuyordu.
Bazı noktalarda daha önce kullanılan patikalar kaybolmuştu.
Bazı bölümlerde ise motosikletlerin ilerleyebileceği yol yerine keskin kayalıklar ve dik eğimler bulunuyordu.
Munzur Dağları’nın taşlık ve kayalık yapısı, sürüşü giderek daha da zorlaştırdı.
Başlangıçta “Bir iki tepeyi daha geçtikten sonra gölü görürüz” düşüncesiyle hareket eden ekip, her tepenin ardından yeni bir engelle karşılaştı.
Göl görünmüyor, ancak hedef her kilometrede biraz daha yaklaşıyordu.
Asıl mücadele motosikletlerden çok araziyle oldu
Ekip yola çıkarken en büyük endişesinin motosikletlerden birinin arızalanması olduğunu düşünüyordu.
Daha önce aynı bölgede bir motosikletin arıza yapmış olması bu ihtimali daha da önemli hale getiriyordu.
Ancak yolculuk ilerledikçe asıl zorluğun motosikletler değil, arazi olduğu ortaya çıktı.
Kayalık geçişler, dik inişler, gevşek zemin ve belirgin bir patikanın bulunmaması motosiklet kullanımını son derece güçleştirdi.
Bazı bölümlerde motosikletlerin dengede tutulması dahi ciddi bir mücadele gerektirdi.
Özellikle dik inişlerde ekip üyelerinin zihninde aynı soru oluşmaya başladı:
“Buradan dönüşte motosikletlerle nasıl çıkacağız?”
Her yeni iniş, dönüş yolunun daha da zor olabileceği düşüncesini beraberinde getirdi.
Erzak ve su endişesi de yaşandı
Zorlu arazi şartlarına bir de bölgedeki su kaynaklarına ulaşamama ihtimali eklendi.
Yanlarındaki erzakın sınırlı olması, güzergâhın uzaması ve yolun haritalarda göründüğü kadar kolay olmaması ekip içerisindeki endişeyi artırdı.
Bir noktadan sonra yolculuk, yalnızca hedefe ulaşma meselesi olmaktan çıktı.
Ekip artık hem Karagöl’e ulaşmak hem de aynı zorlu coğrafyadan güvenli şekilde geri dönebilmek zorundaydı.
“Geri dönebilecek miyiz?” sorusu zaman zaman ekip üyelerinin zihninde ciddi şekilde yer etti.
Buna rağmen yolculuğun en önemli motivasyonlarından biri ekibi ileriye taşıdı.
Edindikleri bilgilere göre bu güzergâhtan daha önce motorlu bir araçla Karagöl’e ulaşılmamıştı.
Bu ihtimal, ekip için ayrı bir motivasyon kaynağı oldu.
Patika tamamen kayboldu
Daha önce bölgeye yürüyerek giden kişilerden alınan bilgilerde belirli bir patikadan söz ediliyordu.
Fakat ekip, rotanın bazı bölümlerine geldiğinde söz konusu patikayı tamamen kaybetti.
Motosikletliler bu noktadan sonra daha ekstrem ve kayalık geçişlerden ilerlemek zorunda kaldı.
Motosikletlerin ağırlığı, yüksek rakım ve arazi şartları birleşince yolculuk fiziksel açıdan da oldukça yorucu hale geldi.
Her geçişin ardından yeni bir engelin çıkması, ekibin dayanıklılığını sınadı.
Ancak beş motosikletli birbirine destek olarak ilerlemeye devam etti.
Saat 11.30’da beklenen manzara ortaya çıktı
Saatler süren zorlu mücadelenin ardından yaklaşık 11.30 sıralarında ekip bir tepenin üzerine ulaştı.
Ve o anda bütün yorgunluk kısa süreliğine geride kaldı.
Karşılarında Karagöl ve Çiniligöl vardı.
Munzur Dağları’nın yüksek kesimlerinde yer alan göllerin manzarası, saatler süren zorlu sürüşün ardından ekip için büyük bir ödüle dönüştü.
Gün boyunca yaşanan stres ve fiziksel yorgunluk yerini büyük bir mutluluğa bıraktı.
Ancak göllerin görülmesi aynı zamanda yolculuğun diğer yüzünü de hatırlattı.
Çünkü ekip aynı zorlu güzergâhtan geri dönmek zorundaydı.
Ovacık alternatifi değerlendirildi
Gölleri gördükten sonra ekip, dönüş için farklı bir güzergâh kullanıp kullanamayacağını da değerlendirdi.
Haritalarda Karagöl’ün devamında Ovacık tarafına doğru iki farklı iniş noktası bulunuyordu.
Bu geçişlerin aşılması halinde Ovacık tarafına yaklaşık 7-8 kilometrelik bir mesafe kalıyordu.
Plan oldukça cazip görünüyordu.
Ovacık’a inilecek, burada yakıt ikmali yapılacak ve ardından Ovacık-Ergan güzergâhı üzerinden Erzincan’a dönülecekti.
Ancak yapılan görüşmeler sonucunda bu planın uygulanabilir olmadığı anlaşıldı.
Ekip üyelerinden Cansel Atila’nın, daha önce Ovacık tarafından Karagöl’e yürüyerek ulaşmış bir arkadaşıyla yaptığı görüşmede, Ovacık tarafında motosikletlerle aşılması oldukça güç iki ciddi tırmanış bulunduğu bilgisine ulaşıldı.

Bunun üzerine alternatif güzergâhtan vazgeçildi.
Göller bölgesine kadar indiler
Seyir noktasından bir süre Karagöl ve Çiniligöl manzarasını izleyen ekip, saatlerdir ulaşmaya çalıştıkları Karagöl’e daha fazla yaklaşma isteğine karşı koyamadı.
Motosikletleriyle göller bölgesine kadar indiler.
Burada bir süre dinlenen ekip, yanlarında bulunan kumanyaları yiyerek enerji topladı.
Drone ile havadan görüntüler alınırken, kameralarla da bölgenin farklı noktaları kayıt altına alındı.
Böylece yolculuğun yalnızca sportif yönü değil, bölgenin doğal güzellikleri de kayıt altına alınmış oldu.
Karagöl, motorlu macera turizmi açısından dikkat çekiyor
Motosiklet ekibinin gerçekleştirdiği yolculuk, Karagöl ve çevresinin doğa turizmi açısından taşıdığı potansiyeli de gündeme getirdi.
Bölgenin yüksek rakımı, zorlu arazi yapısı, doğal gölleri, yaban hayatı ve geniş dağlık alanları; farklı outdoor faaliyetleri için çeşitli imkanlar sunuyor.
Ancak bu tür alanların turizme kazandırılmasında doğal yapının korunması büyük önem taşıyor.
Özellikle yaban hayatının bulunduğu bölgelerde motorlu sporların belirli rotalarla sınırlandırılması, hassas alanların korunması ve ziyaretçi yoğunluğunun kontrollü şekilde yönetilmesi gerekiyor.
Bu şartlar gözetildiğinde Karagöl ve çevresinin, deneyimli sporculara yönelik özel doğa ve macera rotaları içerisinde değerlendirilebileceği düşünülüyor.
En zor bölüm dönüş oldu
Göllere ulaşmanın ardından saat 13.30-14.00 sıralarında dönüş için hazırlanan ekip, önünde yaklaşık 8-9 ağır geçiş bulunduğunu biliyordu.
Gidiş sırasında zorlanılan noktalar bu kez dönüş yönünde daha büyük bir sorun olarak karşılarına çıktı.
İlk büyük geçişte bile ekip üyelerinin fiziksel gücünün ciddi şekilde azaldığı görüldü.
Saatler süren sürüş, yüksek rakım, ağır motosikletler ve kayalık arazi yorgunluğu artırmıştı.
Buna bir de bölgede mahsur kalma ihtimali eklenince endişe yeniden yükseldi.
Ekip üyelerinin zihninde bu kez başka bir soru vardı:
“Geri dönemezsek ne yapacağız, geceyi burada nasıl geçireceğiz?”
Dayanışma engelleri tek tek aştı
İlk büyük engelin aşılması ekipte yeniden moral oluşturdu.
Özellikle Cansel Atila’nın sürekli olarak gruba moral verdiği ve “Gideceğiz, gideceğiz!” diyerek arkadaşlarını motive ettiği belirtildi.
Ekip üyelerinin birbirine destek olmasıyla zorlu geçişler birer birer aşıldı.
Bu noktada yolculuğun sadece motosiklet kullanma becerisiyle değil, ekip çalışması ve dayanışmayla da tamamlandığı görüldü.
Dönüş yolunda iki boz ayıyla daha karşılaştılar
Ekip, daha önce motosikletlerinden birinin arıza yaptığı bölgeye yeniden ulaştığında büyük bir rahatlama yaşadı.
Ancak burada da doğanın bir başka sürpriziyle karşılaştılar.
Yaklaşık 150-200 metre mesafede iki boz ayının kendilerini izlediğini fark eden motosikletliler, bir süre bölgede kalan ayıların daha sonra koşarak uzaklaştığını gördü.
Yolculuğun başlangıcında bir boz ayıyla karşılaşan ekip, dönüşte iki boz ayıyla daha karşılaşarak Munzur Dağları’nın zengin yaban hayatına bir kez daha tanıklık etti.
Araç yoluna yaklaştıkları sırada yeniden şamua keçileriyle karşılaşan ekip, doğal yaşamın içinden geçen yolculuğunu sürdürdü.
Saat 16.00’da büyük rahatlama
Keşiş Gölü ilerisindeki bir su kaynağına ulaşıldığında saat yaklaşık 16.00 olmuştu.
Burada verilen mola, ekip için önemli bir dönüm noktasıydı.
Artık en büyük endişe geride kalmıştı.
Motosikletliler zorlu rotayı tamamlamış ve güvenli şekilde geri dönebileceklerinden emin olmuştu.
Tan köyü üzerinden yeniden Kemah’a inen ekip, motosikletlerini araçlarına yükledi.
Kemah’ta yenilen yemeğin ardından ekip Erzincan’a doğru hareket etti.
Bu sadece bir motosiklet gezisi değil
Beş motosikletli için Karagöl yolculuğu sıradan bir hafta sonu gezisi olmadı.
Yaklaşık 2 bin 900 metre rakım, kayalık geçişler, kaybolan patikalar, dik iniş ve çıkışlar, sınırlı imkanlar, yaban hayvanları ve saatler süren fiziksel mücadele yolculuğu tam anlamıyla bir maceraya dönüştürdü.
Ancak bu maceranın Erzincan açısından başka bir anlamı daha bulunuyor.
Bu yolculuk, kentin motorlu doğa sporları ve macera turizmi açısından sahip olduğu doğal altyapıyı gözler önüne seriyor.
Erzincan’da enduro ve adventure için doğal parkurlar bulunuyor
Erzincan’ın coğrafi yapısı, motorlu doğa sporları için oldukça çeşitli imkanlar sunuyor.
Bir yanda yüksek rakımlı dağlar, diğer yanda derin vadiler ve geniş yaylalar bulunuyor.
Stabilize yollar, orman yolları, yayla güzergâhları, taşlık araziler ve farklı eğimlere sahip doğal geçişler; özellikle enduro ve adventure motosiklet kullanıcıları açısından farklı zorluk seviyelerinde rotalar oluşturulmasına imkan sağlayabilecek özellikler taşıyor.
Bu durum Erzincan’ı yalnızca motosiklet kullanıcıları için değil;
off-road araçları, ATV, bisiklet, trekking, kampçılık, foto safari ve diğer doğa sporları açısından da dikkat çekici bir merkez haline getirebilecek önemli bir avantaj olarak değerlendiriliyor.
Bölgenin coğrafyası sporculara farklı seviyelerde parkur sunabilir
Motorlu outdoor sporlarında her sporcu aynı zorluk seviyesindeki rotayı tercih etmiyor.
Bazı sporcular daha kolay stabilize yolları tercih ederken, deneyimli enduro ve off-road kullanıcıları çok daha teknik geçişleri arıyor.
Erzincan’ın coğrafyası ise bu açıdan farklı alternatifler oluşturabilecek bir yapıya sahip.
Daha kolay seviyedeki rotalar başlangıç ve orta seviye kullanıcılar için değerlendirilebilirken, yüksek rakımlı ve kayalık güzergâhlar deneyimli sporculara yönelik özel parkurlar olarak planlanabilir.
Bu çeşitlilik, kentin motorlu macera turizmi açısından önemli bir avantajı olabilir.
Erzincan bir “macera rotaları şehri” olabilir
Erzincan’ın sahip olduğu doğal güzellikler bugüne kadar ağırlıklı olarak klasik doğa turizmi, kültür turizmi ve ziyaret noktaları üzerinden değerlendiriliyor.
Ancak dünyada giderek büyüyen macera turizmi içerisinde motorlu doğa sporları da önemli bir alan oluşturuyor.
Motosiklet kullanıcıları, yalnızca bir noktaya ulaşmak için değil, rotanın kendisini deneyimlemek için seyahat ediyor.
Bu nedenle yolun zorluğu, arazi yapısı, manzara, rakım, doğal güzellikler ve rota çeşitliliği turizm açısından başlı başına bir değer haline geliyor.
Erzincan’ın sahip olduğu coğrafya da tam olarak bu anlayışa uygun bir altyapı sunuyor.
Şehir dışından sporcular çekilebilir
Güvenli ve kontrollü şekilde belirlenmiş motorlu doğa sporları rotalarının oluşturulması halinde Erzincan’ın yalnızca yerel motosiklet kullanıcılarına değil, Türkiye’nin farklı kentlerinden gelecek sporculara da ev sahipliği yapması mümkün olabilir.
Özellikle belirli dönemlerde düzenlenecek enduro ve adventure sürüşleri, doğa sporları buluşmaları, off-road etkinlikleri ve motosiklet rotaları kentin tanıtımına katkı sağlayabilir.
Bu tür organizasyonlar aynı zamanda konaklama, yeme-içme, akaryakıt, teknik servis ve diğer yerel hizmet sektörlerine de ekonomik hareketlilik kazandırabilir.
Tüm bu unsurlar, Erzincan’ın sahip olduğu doğal zenginliğin yalnızca seyredilecek manzaralardan ibaret olmadığını gösterdi.
Erzincan’ın dağları aynı zamanda keşfedilecek, deneyimlenecek ve doğru planlandığında motorlu doğa sporları için değerlendirilebilecek doğal parkurlar sunuyor.
Karagöl’e ulaşmak için yola çıkan beş motosikletlinin yaşadığı macera, bu potansiyelin dikkat çekici bir örneği olurken, Erzincan’ın gelecekte motorlu macera sporları ve doğa turizmi alanında daha fazla adından söz ettirebileceği fikrini de gündeme taşıdı.

