
Erzincan’ın yetiştirdiği önemli maneviyat önderlerinden biri olan Beşir Efendi Hazretleri, hayatı boyunca sürdürdüğü irşad faaliyetleri, halk üzerindeki derin etkisi ve yaşadığı dönemin çalkantılı süreçlerinde gösterdiği duruşuyla hafızalardaki yerini koruyor.
Erzincan’ın yetiştirdiği önemli maneviyat önderlerinden biri olan Beşir Efendi Hazretleri, hayatı boyunca sürdürdüğü irşad faaliyetleri, halk üzerindeki derin etkisi ve yaşadığı dönemin çalkantılı süreçlerinde gösterdiği duruşuyla hafızalardaki yerini koruyor. Manevi dünyasıyla gönüllerde iz bırakan Beşir Efendi Hazretleri’nin hayat hikâyesi, bugün hâlâ Erzincan’da saygı ve hürmetle anlatılmaya devam ediyor.
Saztepe’den Başlayan Bir Gönül Yolculuğu
1865 yılında Erzincan’ın Saztepe köyünde dünyaya gelen Beşir Efendi Hazretleri, daha sonra ailesiyle birlikte Karakaya köyüne yerleşti. Hem anne hem baba tarafından Hz. Hüseyin’e dayanan bir seyyid soyundan geldiği, torunu Abdurrahim Reyhan Hazretleri tarafından birçok sohbet ve hatıratta dile getirildi.
Mütevazı kişiliğiyle bilinen Beşir Efendi Hazretleri’nin, elinde bulunan seyyidlik şeceresini dahi gösterişten uzak durmak adına bir duvar boşluğuna saklayıp üzerini çamurla kapattığı rivayet ediliyor. Bu tavrı, onun dünya nimetlerinden ve makam arzusundan ne denli uzak bir yaşam sürdüğünün en büyük göstergelerinden biri olarak anlatılıyor.
Pîrî Sâmî Hazretleri’nin Talebesi Oldu
Tasavvuf yolculuğunda dönemin önemli manevi şahsiyetlerinden Pîrî Sâmî Hazretleri’ne intisap eden Beşir Efendi Hazretleri, uzun yıllar süren manevi eğitimin ardından irşad görevi aldı. Üstadının, “Bir posta iki aslan oturmaz” sözü üzerine Erzincan merkezden ayrılarak ilk dergâhını Otlukbeli’nde kurdu.
Daha sonra Tercan ilçesine bağlı Edebük köyüne geçen Beşir Efendi Hazretleri, burada da halkın manevi eğitimine katkı sunmaya devam etti. Bölge halkı tarafından kısa sürede büyük bir sevgi ve saygıyla karşılanan Hazret, sohbetleri ve irşad faaliyetleriyle geniş bir gönül halkasına ulaştı.
Erzincan’da Yeni Bir Manevi Merkez Kurdu
1912 yılında Üstadı Pîrî Sâmî Hazretleri’nin vefatının ardından Erzincan merkeze gelen Beşir Efendi Hazretleri, şehrin kıyısında bir dergâh kurarak yeniden irşad faaliyetlerine başladı.
Zamanla dergâhın çevresine sevenleri tarafından evler yapılmaya başlandı. Bu bölge, halk arasında “Mecidiye-i Sağîr” adıyla anılan küçük bir mahalleye dönüştü. Erzincan’ın manevi hayatında önemli bir merkez haline gelen bu alan, dönemin en önemli ilim ve irfan noktalarından biri olarak gösterildi.
İşgal Yıllarında Kırşehir’e Göç Etti
Rus ve Ermeni işgali sırasında Erzincan’dan muhacir olarak ayrılmak zorunda kalan Beşir Efendi Hazretleri, Kırşehir’e giderek burada yaşamını sürdürdü. Yaklaşık bir buçuk yıl boyunca Kırşehir’de kalan Beşir Efendi Hazretleri, burada da sohbetlerini ve manevi hizmetlerini sürdürmeye devam etti.
Kırşehir halkının büyük teveccüh gösterdiği Beşir Efendi Hazretleri’nin Erzincan’a dönmesine engel olmak isteyen çok sayıda kişinin olduğu ifade edilirken, Hazret’in tüm ısrarlara rağmen memleketine dönmek istediği belirtiliyor.
Erzincan’ın kurtuluşunun ardından yeniden şehre dönen Beşir Efendi Hazretleri, kaldığı yerden irşad faaliyetlerine devam etti.
Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasıyla Sessizliğe Büründü
1925 yılında çıkarılan Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu, Beşir Efendi Hazretleri’nin hayatında derin bir kırılma noktası oldu.
Dergâhların kapatılmasına yönelik resmi emir kendisine ulaştığında dönemin Erzincan Müftüsü’nün yanına giden Beşir Efendi Hazretleri’nin şu sözleri söylediği aktarılıyor:
“Sen bu şehrin müftüsüsün. Şeriatta, tarikatta zahir emre bağlıdır. Eğer bu emre fetva verirseniz ben de dergâhı kapatırım. Aksi halde assanız da kesseniz de ben bu dergâhı kapatamam.”
Müftünün günler sonra verdiği fetvanın ardından başka bir yol kalmadığını anlayan Beşir Efendi Hazretleri, büyük bir hüzün içerisinde dergâhı kapatmak zorunda kaldı.
Bu süreçten sonra kış aylarını Erzincan merkezde, yaz aylarını ise Karakaya köyünde geçiren Hazret’in, uzun süre sohbet etmediği ve irşad faaliyetlerini durdurduğu ifade ediliyor. Yakın çevresi tarafından sakin, sessiz ve içine kapanık bir hayat sürdüğü anlatılıyor.
Türkçe Ezan Kararı Onu Derinden Yaraladı
1930’lu yıllarda ezanın Türkçe okunacağı yönündeki söylentilerin yayılması üzerine şehir merkezine gelen Beşir Efendi Hazretleri, ezanın Türkçe okunmaya başlandığını öğrenince büyük bir üzüntü yaşadı.
Yıllardır sessiz kalan Beşir Efendi Hazretleri’nin, ihvanını toplayarak yaptığı dua bugün hâlâ Erzincan’da dilden dile aktarılıyor.
Rivayete göre Beşir Efendi Hazretleri, müridlerine:
“Şimdi ben dua edeceğim, siz de âmin diyeceksiniz.” diyerek ellerini semaya kaldırdı ve şu duayı yaptı:
“Ya Rabbi… Dergâhlarımızı kapattılar, sabrettik. Sarığımızı, cübbemizi çıkardılar, sabrettik. Lakin ezanın bu hale dönüşmesini bu beden kaldırmıyor. Allah’ım al emanetini…”
Bu duanın ardından derin bir hüzün yaşandığı, ihvanlarının gözyaşlarına boğulduğu anlatılıyor.
Son Günlerinde Nur Halkası Rivayeti
Bu olaydan birkaç gün sonra rahatsızlanan Beşir Efendi Hazretleri yatağa düştü. Son günlerinde tedavisi için çağrılan bir doktorun yaşadığı olay ise Erzincan’da yıllardır anlatılan hatıralar arasında yer alıyor.
Rivayete göre doktor, Hazret’in üzerindeki yorganı kaldırdığında göğe doğru yükselen bir nur halkası gördü. Büyük bir hayret yaşayan doktorun:
“Maşallah… Bu bizlik değil.” diyerek odadan çıktığı aktarılıyor.
Beşir Efendi Hazretleri, 1932 yılında Hakk’ın rahmetine kavuştu.
Türbesi Terzibaba Mezarlığı’nda Bulunuyor
Beşir Efendi Hazretleri’nin türbesi bugün Erzincan’daki Terzibaba Mezarlığı içerisinde, Terzibaba Hazretleri’ne yakın bir noktada bulunuyor.
Sevenleri ve gönül bağlıları tarafından yaptırılan mütevazı türbe, yıllardır ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor. Erzincan’ın manevi hafızasında önemli bir yere sahip olan Beşir Efendi Hazretleri, bıraktığı irfan mirasıyla bugün de saygıyla anılıyor.

